31 Ocak 2016 Pazar

Avusturya Alpleri'nde kayak - haftasonu kaçamakları

Kayak ve kış sporları için Avusturya Alpleri'nde büyük turizm merkezleri yerine küçük çiftlik evleri ya da aile yanı konaklamalı, fazla pahalı olmayan ama her düzeyde kayak ve snowboardsevere hitab edecek, çocuklar için kayak okulları, kızak ve diğer kış sporları yapma imkanları ile kayak sonrası apreski ve kasları dinlendirecek havuz-spa merkezleri arıyorsanız; bu yazı tam sizlik.

İki merkezden bahsedeceğim. İlki Münih'e sadece 2 saat uzaklıkta bulunan Westendorf. Bu sevimli kasaba aynen Heidi'nin köyü misali, yaz kış turizme açık bir ufak Avusturya kasabası. Öyle yerel ve samimi ki, kasabada yaşayanlar evlerini pansiyon olarak kiraya veriyor, sizi aile yemeklerine davet ediyor, kahvenizi sıcacık stüdyonuza getiriyorlar. Kayaklarını her daim evlerinin önündeki çengellere asıyor, kızakla ekmek almaya gidiyor, at arabalarıyla size romantik geziler sunuyorlar.


Pistler gerçekten en kolaydan en zora, her zevke hitab ediyor ve sabahtan akşama dek kayabileceğiniz kadar uzun ve çeşitli. Minikler için 3 yaştan itibaren kayak okulları ve kar oyunları da mevcut. Tabii ki kayak sonrası midenizi eğlendirebileceğiniz ve yorulmuş bedeninizi dinledirebileceğiniz kafeler, barlar, havuz ve spalar her köşe başında. Kentin çeşitli çiftlik evlerinde ya da pansiyon ve otellerinde oldukça makul fiyatlara konaklayabilirsiniz, banka ve alışveriş yapılabilecek marketler de açık. Westendorf ufak haftasonu kaçamakları için yaz kış gidilebilecek sevimli ve sakin bir kasaba..

İkinci merkez ise; aslında yine aynı bölgede ama daha da küçük, hatta bir küçük kutucuk diyebileceğim Brandenberg. Yine bir çiftçi ailenin yanında kaldık ve yine şahane bir stüdyo daireydi. Çiftlikte hayat gerçekten tam çocuklu aileler için ideal. Sabahları ahırdaki ineklerin mööö'leriyle uyandık, yavru buzağıları ellerimizle besledik, sevdik. Hemen evin 20mt ötesinden başlayan pistte 2,5 yaşındaki kızımız kayak yapmayı denedi, bol bol kızakla kaydı, yemeklerimizi hemen evin karşısındaki otelde yedik ve kendimizi oradaki köylülerden bir aile gibi hissettik. İnanılmaz samimi ve rahat bir yer. Pist biraz kısa ve uzun yıllardır kayan bizleri tatmin edecek gibi değil ama çevre kasabalarda kırmızı (orta) ve siyah (ileri) düzey pistler var ve ulaşım çok kolay. Çok turistik bir bölge olmadığı için fiyatlar da çok makul.

Ayrıca bölgede spa turizmi ve kayak sonrası aktiviteler yine çok gelişmiş olduğu için, kayaktan fırsat kalan zamanları da dolu dolu geçirebilirsiniz. Mesela biz bir at arabalı orman gezisi yaptık ki gerçekten dedikleri kadar romantikti. Normalde araçların girmediği bir patikadan at arabasıyla resmen 10mt ötenizde geyikleri, ceylanları görerek karın puf puf sesi ya da sessizliği içinde mis gibi dağ havasını soluyarak 2 saat dünyanın tüm sesinden ve gürültüsünden uzaklaşıyorsunuz. Tabii ki karların ortasında bir küçük kulübede mola veriliyor ve tabii ki Glühwein (sıcak şarap) ya da sıcak elma çayı içiliyor.. Şahane bir deneyim.

Kısacası; Avusturya Alpleri'nde oldukça hesaplı ve keyifli bir haftasonu kaçamağı yapmak istiyorsanız, her iki bölgeyi de öneririm. İyi kayaklar!

(c) Ceren Musaağaoğlu Schubert, Ocak, 2016.

12 Ocak 2016 Salı

Merano, Fondo, Verona ve Bologna

İtalya'nın kuzeyi yaz kış zevkle gezebileceğiniz bir bölge. Hem külürü güneyden çok farklı, hem de kış sporlarına, göllere ve ormanlara ev sahipliği yapan, her biri kendine özgü, kendi kendine yeten, sevimli mi sevimli, ufak mı ufak kasabalarla dolu. Yaz aylarında bir çok bisikletli, motorsikletli gezgin ya da kamp aracıyla keyif yapan aileler görebilirsiniz, yemyeşil ormanlarında yürüyebilir, göllerinde yüzebilirsiniz ama kış aylarında da doğal güzellikleri ve gastronomik sürprizleri ile sizi mutlaka memnun edecektir.

Kış henüz kapıya dayanmamışken, haftasonu ile birleştirip 4 günlük ufak bir kaçamak yapalım dedik. Yaşadığımız Bavyera'dan Avusturya'yı ve mis gibi kokan sarılı kızıllı ormanları pas geçip, Süd Tirol'e yani İtalya'nın kuzeyi ile Avusturya'nın güneyi arasındaki, her iki kültürün de en güzel yönlerini almış ve daha da zenginleştirmiş bu bölgeye "indik". İndik derken, gerçekten Alpler'in kuzeyinde kış, güneyinde yaz iklimi ile karşılaşıyorsunuz ve insan ılık bir sonbahardan ok daha güneyli bir hava ile karşılanınca, çok mutlu oluyor..

Bu bölgeye konumumuz gereği çok sık gelip gidiyoruz, özellikle elma toplama dönemi, bağ bozumu dönemi ve bahar coşkusu bu bölgede çok güzel yaşanıyor. Fakat kış öncesi de güzelmiş..

Merano özellikle spa turizmi meraklıları için kesinlikle birkaç saatlik bir molayı hak ediyor. Alpler'den inip de etrafta tropik ağaç ve çiçekleri görünce şaşıracaksınız, havası da suyu da gerçekten "tatlı". Terme Merano'da 2-3 saatlik bir yüzme ve sauna keyfinden sonra, şehir merkezinde ufak birşeyler atıştırıp Empress Elizabeth Parkı'nı dolaşıp, yolunuza devam edebilirsiniz. Eğer Merano'da 5-10 Kasım arasında bulunursanız, gerçekten şahane bir Şarap Festivali oluyor, sadece 300 şanslı katılımcıdan biri olmak için aylar öncesinden yerinizi ayırtmalısınız, sakın kaçırmayın.

Bir sonraki durak, aslında pek turistik olmayan ama bence saklı bir cennet kasaba; Fondo. Bu kasabada Paschbach Şatosu'nda kalabilirsiniz ama çocuklarla seyahat edenler için özellikle Çiflik Evleri'ni önereceğim. Bizim kaldığımız evde herşey doğal ve ev sahipleri çok canayakın insanlardı. Taze süt ve ürünleri ile kahvaltı yapıp, ahırdaki hayvanları sevebileceğiniz çiftlikler insana çok daha otantik bir deneyim sunuyor. Akşam içinse La Cantinota'nın incecik pizzasını tavsiye ederim. Fondo'da yapılacak çok şey yok ama kentin sevimliliği sizi bol bol yürümeye ve fotoğraf çekmeye yönlendirecek.

Ertesi gün kalkıp Trento üzerinden Verona'ya geçebilirsiniz. Trento büyük ve çok sevimli olmayan bir şehir, bir cappuccino için bile vakit harcamayın bence. Fakat Verona, kesinlikle 1 gün kalmanızı önereceğim, gez gez bitiremeyeceğiniz, sevimli mi sevimli, tarihi dokusunu çok güzel korumuş ve bunun için de UNESCO tarafından "dünya mirası" olarak kabul edilmiş Kuzey İtalya şehirlerinden biri. Ayrıca Shakespeare'in 3 farklı eserine ev sahipliği yaptığı için edebiyatseverlerin de ilgisini çekiyor. Ünlü romantik Romeo'nun biricik Julliet'inin evi de bu kentte. Julliet'in evini gezmek, duvarlarına aşk ve sevgi dolu niyetler iliştirmek dışında tabii ki kentin özellikle Arena ve Amfitiyatrolarında Opera dinlemek kaçırılmaz bir deneyim (tabii ki yazın, kış döneminde sadece bu alanları gezmekle kalıyorsunuz). Ponte Scaligero özellikle gece ışıklandırmasıyla çok çekici, Roma tiyatrosu ve yolu mutlaka görülmeli, tabii ki kenti çevreleyen roma kalesi ve kapılar da.. Piazza dei Signori, Dante'nin İlahi Komedya'sında geçen 72mt yüksekliğindeki çan kulesi ile San Zeno basilikası kaçırılmamalı. Verona'da her köşe başında minik bir bistro ya da ayak üstü Espresso içebileceğiniz ve pasta / pizza vs yiyebileceğiniz kafeler bol ama iştahınızı gezinin bir sonraki adımına, Bologna'ya saklamanızı öneririm.


Gelelim Bologna'ya... Ya da gelelim,kalalım, hiç ayrılmayalım Bologna'dan :) Yürümeyi, fotoğraf çekmeyi mi seviyorsunuz? Haydi Bologna'ya. Tarihi, arkeolojiyi mi seviyorsunuz, haydi Bologna'ya, dünyanın en eski üniversitesi'ni mi görmek istiyorsunuz, haydi Bologna'ya, çocuksuz romantik bir çiftsiniz haftasonu kaçamağı yapalım ve Collio Gorizia şarabına, Prosciotto ve Mortadella salamına, bologneze soslu tagliatelle ve lazagna'ya bunların merkezinde doyalım mı diyorsunuz, haydi Bologna'ya, çocuklarla rahat ve eğlenceli bir kent gezisi yapalım mı diyorsunuz, haydi Bologna'ya :) Kısaca, Bologna bence her kesimden her tür insanı kendine aşık edebilecek bir kent..


Piazza Maggiore, San Petronio Basilika'sı, Due Torri (çift kuleler) yürüye yürüye sizi kendilerine çekecek zaten. Tarih ve kültürü dokusu, her köşe başından gelen müzik tınıları (Unesco boşuna 2006 Müzik kenti ilan etmemiş!) ve kesinlikle dünyanın gastronomi cenneti diyebileceğim Bologna'da en az 2 gün kalın derim.. Bol bol yürüyün, vaktiniz ve aracınız varsa çevredeki köyleri ziyaret edin, yoksa Piazza Maggiore'nin altını üstüne getirin, her köşe başında ufak tefek birşeyler atıştırın derim. Ama asla spagetti bolognese sormayın ve aramayın, bulamazsınız :) Çünkü bolognese sosu spagettide kullanılmıyor, tagliatelle ya da biraz ağır bir beşamelle birlikte lasagne olarak yiyebilirsiniz.

Ayrıca Piazzo Santo Stefano'daki antika pazarını ve ufak tefek tadımlıkları görmenizi ve tatmanızı mutlaka öneririm. Madonna di San Luca manastırını da gezebilirsiniz.

Bologna gerçekten gün batımının kenti. Şehrin tamamı sarı turuncu ve beyaz binaları ile antik sokakları özellikle gün batımnı kırmızısına büründüğünde büyüleyici oluyor. O saatte bir kafeye oturun ve kendinize bir bardak (ya da bir şişe) lokal kırmızı şarap ısmarlayın ve sadece vitrinden gelip geçen insanları izleyin, kentin ışıklarını içinize çekin. Hele hele Arena del Sole'de bir oyuna girmeden önce..

Bologna'ya çocuklarla gidiyorsanız özellikle Suit Hotel Elite'i tavsiye ederim, içinde mutfağı banyosu vs olan apart daireler çok rahat ve Piazza Maggiore'ye yürüyerek sadece 15-20dk. Otobüs de var ama yollar tek yön ve inşaat nedeniyle kapalı olduğu için yürümek daha kısa sürebiliyor.

(c) Yazı ve fotoğraflar: Ceren Musaağaoğlı Schubert - Kasım, 2015.