24 Şubat 2011 Perşembe

Zambia

Namibya'dan geliş

Namibya ile Zambiya arasındaki Katima Mulila sınır kapısına ulaşabilmek için, başkent Windhoek'tan 18 saatlik oldukça maceralı bir yol katetmeniz gerekiyor. Intercape otobüsleriyle yine akşam saatlerinde ve gecikmelerle başlayan yolculuğumuz, dura kalka uzadıkça uzadı ve teknik sorunlarla can sıkıcı bir hal aldı ve toplam 24 saat sürdü. Ayrıca Swahili dilinde en çok kullanılan kelime olan "Hakuna Matata!" nın anlamını da öğretti bize: "No problem!"

Akşam hava kararırken, felaket yorgun halde ulaşabildiğimiz Livingstone'da kendimizi yer bulabildiğimiz tek otele, gecesi 5 dolarlık bir backpacker hosteline attık. Sivrisinekler tüm gece canımızı okuduktan sonra, sabah erkenden pansiyonu değiştirip Livingstone'da mutlaka konaklamanızı önereceğim "Fawlty Towers Lodge" a kendimizi attık. Havuz ve wireless imkanı ile şipşirin bungalowlar ya da ortadaki çimenlik alana kamp kurma imkanınız var. Cennetten çıkma bir yer. "Afrika'nın Bağrına" hoş geldiniz!

Livingstone - Victoria Şelalesi

Livingstone son derece turistik bir kasaba, yine de şartlar ağır. Sokaklardaki beyaz insanların sayısının gözle görünür derecede azaldığını hemen fark edeceksiniz. Sıtma son derece yaygın ve AIDS her 7 insandan 1'inde var. Ülkedeki yaşam süresi 39 yıl, yani kendinizi yaşlılardan biri olarak görebilirsiniz. Çocuk çok fazla ve çoğu AIDSli doğuyor, mezarlıklar kalabalık, mezarlar küçücük.. Açlık, yanlış beslenme, temiz su bulamama, pislik, perişanlık, bilgisizlik..

Buna rağmen Livingstone son derece turistik bir kasaba, çünkü dünyanın 7. harikasına ev sahipliği yapıyor. Victoria Şelalesi; Zambezi nehrinin Zimbabwe ile Zambiya ülkelerinin arasında 1.7km genişliğinde muhteşem bir uçurum oluşturarak - tam 108mt'den - dökülmesi ile akıllara durgunluk verecek ölçüde muhteşem bir doğa olayı. Klasik "ölmeden görülmesi gerekenler" listesinde yer alıyor tabii ki - bazı insanların ölmek için buraya gelip, bu muhteşem görüntü karşısında yaşamı seçtiklerine dair hikayeler var. Üç gün milli parka ayrılmalı ve şelalenin karşısında, yanında ve ÜSTÜNDE!! yürünmeli. Biz önce Zimbabwe ile Zambiyayı ayıran köprüden baktık kendisine. Afrika'ya seyahat etmek sizin için yeterince maceralı değilse, Zam-Zim arasındaki bu köprüde, Zambezi nehrine doğru her türlü çılgın aktiviteyi (bunjee jumping, sliding, free jump vs vs.) yapabilmek mümkün. Sonra biraz daha yanaştık şelaleye, hemen karşı kıyısından bir daha baktık alıcı gözle.

Milli park bir nevi yağmur ormanı, çünkü şelalenin suları (o minik su damlaları) buharlaşarak devamlı yağmur etkisi yaratıyor. Yerel dilde buna "Mosi-o-Tunya" deniyor. Madem ıslanmışız, madem mayolar içimizde, pabuçları da çıkardık, yerel bir genç çocuğun peşine takıldık. Çocuk bizi şelalenin tam tepesinde suların oynaştığı kıvrımların üstüne götürdü, kayalara tırmanıp, şelalenin oluşturduğu "meleklerin havuzu" adı verilen göletlerde yüzdük. En sonunda da "şeytanın havuzu"na girdik, yani hani BARAKA filminin açılışında gördüğünüz, şelalenin azgın sularının 108mt aşağıya döküldüğü o muhteşem noktanın hemen üzerinde, uçuruma sadece 20-30cm uzakta oturup, suların içinde yatabildiğiniz ve şelalenin dökülüşünü, muhteşem gök kuşaklarını izlediğiniz o akıllara durgunluk veren, herkesin gitmeye cesaret edemediği noktaya! İnanılmaz bir deneyimdi! Ertesi günlerimizi de yüzerek, şelalenin üstünden altına, kenarından öbür ucuna bakarak, oturup gök kuşağını izleyerek geçirdik. Yapılabilecek bir başka aktivite, eğer dolunay zamanıysa LUNAR gökkuşağı denen muhteşem doğa olayını görmek.

Livingstote'da yapılacak bir başka aktivite, Zambezi nehrinde gün batımı tekne turları. Bu romantik ötesi akşamın bir başka güzelliği de, nehrin flora ve faunasını sadece turistlerle değil, yerel halkla da bütünleşerek izlemeniz. Genellikle yemekli ve bol bol MOSI birası içeren turlar bunlar.

Livingstone'da yerel mutfağı merak ederseniz, şehrin merkezinde ufacık bir lokanta var, kime sorsanız gösterir denen türden. Fakat çok büyük ve süslü tabaklar beklemeyin, Orta Afrika'da açlık temel bir sorun ve önünüze de yerel mutfak namına Nshima (bir nevi yabani mısır unundan bizdeki irmik tatlısını andıran ama şekersiz ve tuzsuz lapa) gelebilir. Yanında gelen sıcak su dolu kasede parmaklarınızı yıkadıktan sonra bu nshimadan ufak parçalar koparıyorsunuz, elinizde yuvarlayıp gelen sulu yemeğe (benim favorim yer fıstığı ile dövülmüş ıspanak püresi) batırıyorsunuz, onu da ağzınıza atıyorsunuz. Pek hijyenik ve iştah açıcı değil. Ama doyuruyor..

Başkent Lusaka

Livingstone'dan sizi birçok kente ulaştıracak olan başkent Lusaka'ya sabahın erken saatlerinde atlayacağınız bir otobüsle 8 saatlik sonsuz bir işkence sonrasında (bangır bangır çalınan afrikan müziğini, üçlü sert sıralarda uyuşan bacaklarınızı, yan koltukta gıt gıt gıdaklayan tavukları ve bitmeyen yolu kastediyorum) ulaşıyorsunuz. Lusaka ölü bir kent, kentin girişindeki tabelaya adeta "kapalıyız!" yazısı asılmış gibi. Bu evrende kendinize "neden buradayım?" diye soracağınız az sayıda yerden biri, ne yazık ki Malawi yolunda zorunlu bir kavşak, otobüs değiştirme ve bir nefes alma noktası. Fazla zaman geçirilecek bir kent değil ama zorunlu olarak kalmanız gerekiyorsa (Malawi vizesi ile ilgili sıkıntıları bir sonraki yazımda okuyunuz) Chachacha Backpackers'da konaklamanızı öneririm. Ayrıca Greg'in yemeklerini mutlaka tadın, kendisinin de söylediği gibi kuzeye devam edecekler için uzun zaman süresince yiyebileceğiniz tek besin değeri içeren ve tadı tuzu yerinde (yani mükemmel) yemek.

Zambia Genel

Zambia Türklerden vize istiyor ve bunu Güney Afrika'da ya da Namibya'da halletmeniz gerekiyor. 1 iş günü içinde kolaylıkla vizenize kavuşabiliyorsunuz. Ülkede sıtma ve aklınıza gelen-gelmeyen her tür egzotik hastalık çok yaygın, bu nedenle suyunuza, yemeğinize ve hijyene dikkat edin. Gerekli aşıları ve sıtma ilacınızı seyahat öncesinde mutlaka temin edin. Livingstone son derece turistik bir kasaba ve bu nedenle yankesicilik ve dolandırıcılık yaygın. Diğer kasabalarda ise, gece ve tenhada can güvenliği riskleri ve kaçırılmalar yaşanabiliyor.

Ülke son derece ucuz, günlük 25 euro'ya krallar gibi yaşayabilirsiniz. Otellerin bahçelerinde çadır kurma imkanı var ama Livingstone dışında cibinlikli temiz bir yatak her zaman bulunamayabiliyor. Orta Afrika'da uyuşturucular heryerde, fakat satıcıların bir kısmı polisle çalışıyor ve turistleri ağa düşürüp yüklü miktarlarda rüşvet almak ya da hapis cezaları son derece yaygın. Otobüslere haftasonu binecekseniz sürücünün ayık olmasına dikkat edin çünkü içki problemi Zambia'da ciddi boyutlarda.

Tüm bunlara rağmen, ülkenin geneli son derece rahat ve ileri görüşlü insanlardan oluşuyor. İnsanlar çok yardımsever ve genel olarak turistlere olumlu bakılıyor. Sadece Livingstone'u değil ülkenin iç bölgelerini ve milli parklarını da gezmenizi öneririm.

Daha ayrıntılı bilgi ve gezi notlarım için: http://cerenmus.travellerspoint.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder