23 Şubat 2011 Çarşamba

Namibya

Windhoek

Güney Afrika'nın uyuşuk kenti Uppington'da uluslararası taşımacılıkta iyi bir isim olan Intercape otobüslerine doluşup gece boyu yol aldıktan ve sınır kapısında didik didik arandıktan sonra, öğlen saatlerine doğru Namibya'nın sevimli başkenti Windhoek'a vardım. Varır varmaz da, apayrı bir coğrafyada ve çok farklı bir kültürel yapıda olduğumu hissettim. İnsanlar daha bir güler yüzlü, renkler daha bir koyulaştı, ortam daha bir beklediğim gibi: Afrikalı! Yaşasın!

Başkenti yürüyerek gezmek lazım, bir de "Joe'nun barı"na mutlaka uğramak lazım. Son derece turistik ama aynı zamanda yerel bir mekan! Duvarlarda yerel eşyalar, av hayvanlarının doldurulmuş kafaları, 19.yy'dan kalma içki şişeleri, yerel süsler ve bunların arasında birsürü Windhoek sakini bara oturmuş, gülerek sohbet ediyor. Menü deseniz ayrı bi macera. "Savana Şiş" mutlaka deneyin. Gelenler şişte sırayla: "Devekuşu eti, haşlanmış mısır, Timsah eti, haşlanmış biber, Zebra eti, haşlanmış patlıcan, Kudu (bir tür geyik) eti, haşlanmış havuç, Tavuk". Yerel Windhoek birası da güzel.

Yine de başkentte kısa bir dinlenme (ve aslında rotadaki gelecek ülkelerin konsolosluklarından vize başvurusunda bulunma) molasından sonra, hemen bir araba kiralayıp ülkeyi karış karış gezmeye koyuldum. Araba kiraları 7 günlük 250 euro civarında ve benzin sudan ucuz, yollar son derece güvenli ve rahat.

Namib Çölü ve İskelet Sahili

Windhoek'tan, Atlaktik okyanusuna kurulu Swakopmund'a 4 saatte gidiliyor. Yolda iyice serpilmiş çöl bitkileri ve 2 metrelik karınca yuvaları ile elektrik direklerine kurulu devasa kuş yuvaları gördüm. Sonra birden kendimi Atlantik'in dev dalgalarının önünde buluverdim. Rengarenk Bavyera evleri, Almanca sokak isimleri ve Alman kafe ve restorantlarıyla dolu küçük bir Almanya bu "Swakopmund". Sevimli bir sahil kasabası, ucuz kamp alanları ve her tür adrenalin sporunu yapma imkanı var. Sevimli kafelerde birşeyler atıştırıp, okyanusa karşı şarabınızı yudumlayabilirsiniz. Fakat 15 derecelik suyuyla okyanusa girmek cesaret istiyor.

Ertesi sabah erkenden, ünlü İskelet Sahili'ne doğru yola düştüm. Burası okyanusun bitip çölün başladığı, renklerin sadece mavi ve sarı tonlarından oluştuğu, bir bitkinin, bir hayvanın ve bir yudum suyun bulunmadığı, dünyanın en kıraç çöllerinden biri ve ismini 16.yy'da buraya çakılan ve cehennemi birkaç günün (belki de sadece saatin) ardından ölen Portekizli denizcilerden almış ve ünlü bir portekiz şairi 19.yy'da bu bölgeyi ziyareti sırasında "cehennemin kapıları varsa eğer, burada bu kapıları gördüm" demiş. 500km boyunca benzin istasyonu olmaması ve genel olarak turistik bir bölge sayılmadığı için yardım araçlarının azlığı, dikkatsiz sürücülerin başına hayli dert açıyor, dikkat edin.

İskelet sahilinin sisli ve ağır havasından yorulup, insana devamlı serap gördürten kuruluktaki çölde doğuya doğru ilerlemeye karar verdim ve ülkenin Brandberg denen iç çöllerine yöneldim. Bu bölgede "Himba" denen, tüm vücutlarını bir çeşit orkide yağı, süt ve çeşitli baharatlardan oluşan kıpkırmızı bir sıvıyla kaplayan, asla duş almayan ve sadece edep yerleri örtülü insanlar yaşıyor. Saçları ve derileri inanılmaz güzel ve kıpkırmızı. Bembeyaz çölde harika bir görüntü. Himbalar genelde hayvancılıkla uğraşıyor ve ateşe tapıyorlar. Avustralya yerlileri gibi, çölde su bulmak, yön bulmak ve şimdilerde turistlere satmak için değerli taş bulmakta uzmanlar.

2750mt'lik Brandberg dağının eteği; mandalina ve nar ağaçlarıyla, rengarenk çiçeklerle dolu bir vaha. Bölgede tarihi taş çağına giden çok güzel duvar resimleri var, özellikle birinde görülen "beyaz kadın" figürü oldukça ünlü. Bu resimlerde çoğu zaman günlük yaşam ve avlanma hikayeleri oluyor, tabii genellikle kimin kimi avladığı pek anlaşılmıyor.. Adını bu resimden alan White Lady kamp alanı muhteşem bir yer. Çadırınızı kıpkırmızı batan güneşe karşı kuruyorsunuz, ufak bir kamp ateşi yakıp, konservelerinizi açıyorsunuz, muhteşem bir sessizlik ve gümbür gümbür doğanın senfonisi! Ayrıca bölge Afrika fillerinin doğal yaşam alanı olduğu için, gece sizi ziyaretleri söz konusu.. Şanslıysanız. Bana birkaç çakal ve ufak kemirgenler düştü.

Etosha Milli Parkı

Etosha, işte o Afrika belgesellerinde ve filmlerinde gördüğümüz, hayran kaldığımız ve gidince hayranlığımızı bin kat daha arttıran yerlerden biri. Doğa muhteşem kokuyor, sesler inanılmaz, hayvanlar yanıbaşınızda ve kendinizi masal aleminde sanıyorsunuz. Etosha, Namibya'nın Angola'ya yakın kuzeyinde ve pan denen yağışlı mevsimde göle dönen, kuru mevsimde bembeyaz çöl olan düzlüğü, savanası, çalılık alanları ile yüzlerce tür hayvana ev sahipliği yapan, ayrıca kendi arabanızla, kendi başınıza safari yapabileceğiniz ve içindeki kamp alanlarında konaklayabileceğiniz muhteşem bir milli park. Sıcaklık 40 dereceleri buluyor ve saatlerce direksiyon sallayacağınız için sıcak çarpmasına dikkat etmelisiniz. En az iki üç gün kalınmalı. Ben haritadaki her yola girip çıktım, iki günde binlerce hayvan gördüm, yine de yetmedi. İki farklı kamp alanında toz toprak içinde, sulak alan bulmuş manda yavruları kadar mutlu şekilde kamp yaptım. Addo (G. Afrika)'da görülenler listesine ek: çeşitli ceylanlar, maral, antilop, springbok, tavşan, çakal, sırtlan, zürafa, gergedan, bufalo, fil, zebra, sincap, rengarenk kuşlar.. En güzeli sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken safariye çıkmak, çünkü bu saatte hayvanlar oldukça aktifler. Size sadece arabayı uygun bi açıyla park edip, sağınızdan solunuzdan geçen binlerce hayvanı hayranlıkla izlemek kalıyor. Onlar da sizi izliyor! Bayıldığım: zebraların totoları ve zürafaların ön ayaklarını zorum zorum ayıra ayıra su içmeye eğilmeleri..

Fakat bu cennetin tek kötü yanı, sivrisineklerce de kuşatılmış olması. Gitmeden 2 gün önce sıtma ilaçlarınızı mutlaka almaya başlamanız gerekiyor ne yazık ki.

Namibya Genel Bilgiler

Namibya Türklerden vize istiyor, İstanbul ya da Cape Town'daki elçiliklerden 1 gün içinde kolaylıkla alınabiliyor. Namibya son derece modern ve düzenli bir Afrika ülkesi, aradığınız her ihtiyacınızı marketlerde bulabilirsiniz. Sıtma, Sarı Humma, Hepatit A ve B, Tüberküloz ile Meningokoksit Menenjit aşılarını mutlaka olmanız öneriliyor. Ülke genel olarak güvenli, fakat Afrika'daki her şehirde olduğu gibi hava karardıktan sonra etrafta dolaşmanız riskli.

Ayrıntılı bilgi ve seyahat günlüğüm için tıklayınız: http://cerenmus.travellerspoint.com

Ceren Musaagaoglu - Aralık 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder