26 Ağustos 2010 Perşembe

Hindistan II: Rajastan


Jaipur, Rajastan eyaletinin güzel mi güzel kapısı. Agra'ya uzaklığı mutlaka-kaçan-tren ya da daha güvenli-otobüs ile 6 saat. otobüs yolculuğu tam bir macera; daracık toprak yollarda sağdan akan trafik ve 15 saniyede bir çalınması kural olan korna eşliğinde hertürlü tehlikeli manevra özellikle gerekli. Fakat bu kıpkırmızı tuğladan yapılma kırmızı-kente varıldığında tüm o macera hemen unutuluyor. Madhuban Hotel bu güzel kenti daha da güzelleştiren bir butik otel ve çok ucuz. Cennet bahçesi gibi bir bahçesi ve tertemiz bir havuzu bile var. Çevremde hoplayan sincapları da bugün bile (6 sene sonra) hatırlıyorum. Eskikent'in ortasındaki minareye tırmanılmalı, kuyumcular mutlaka gezilmeli, kıpkırmızı Wind Palace ve City Palace'a tırmanılmalı!

Jaipur'dan trenle Ajmer'e, oradan da kıvrım kıvrım dağ yollarında "Allahım bekle beni, sana geliyorum" nidaları eşliğinde otobüsle toplamda 3 saatte Pushkar'a varılıyor. Pushkar müthiş bir kent, kutsal bir kent olduğu için, hayvansal ürünler ve alkol yasak, gölü çevreleyen minik tapınaklar ve "gat" denen toplu yıkanma-arınma ve ölülerin ardından çiçek bırakma törenlerinin yapıldığı göl-köşeleri var. Fazla turist ve onlardan da fazla ot içme imkanı olduğu için, biraz hayal kırıklığı olabilir ama Super/Special Lasse (sütlü içecek) ya da çeşitli kekler, değişik bir algı eşiğinin açılması amaçlı denenebilir :) Hotel Baharatpur gerçekten "bulunulması gereken yer" ve 3 çevresi pencereli 1 numaralı oda günler öncesinden rezervasyon ile ayırtılmalı. Her köşeden gölü ve ibadet eden insanları görebiliyor, gül ve papatya tarlalarında yürüyüş yapabiliyorsunuz. Brahman tapınakları, Hinduizm ve mistik hava kentin heryerine sinmiş halde.

UNESCO'nun korunması gereken 100 kent listesinin baş sıralarında yer alan, ortaçağ kasabalarını andıran Jalsaimer'a gece yolculuğu ile varılıyor ve otobüsten inildiği anda çevrenizi saran tout denen yerel turizm acentalarının elinden bir şekilde kurtulmanız gerekiyor. Jalsaimer'da mutlaka-mutlaka-mutlaka eski kentte yani kale içinde kalan bölümde kalınmalı, tüf ve kilden yapılma evlerde, penceresiz ve yarasalarla dolu odalarda ama muhteşem bir duygu ve içebakış yoğunluğunda büyülü geceler geçirilmeli. Odanın penceresinden altın-kent ayaklarınızın altında.. Bir de kapıların boyu 1.50mt olmasa! Çarpa çarpa yamru-yumru bişiyler çıktı kafalarımızda.. Ama Jalsaimer'ın en büyük macerası devlet marijuana ofisi'nden (evet doğru okudunuz) alınan kurabiyeler oldu benim için. Etkisi hissedilmeyen kurabiyelerin kalanını masa üstüne bırakıp uyudum ve ertesi sabah gördüğüm manzara akıllara zarardı. Karıncalar kafayı bulmuş; kimi ayakta durmakta zorlanıyor, kimi yerinde daireler çiziyor.. Güler misin ağlar mısın bu hırsızların düştüğü hale!

Jalsaimer'a gelmişken, Hindistan'ın çöllerinde avare avare dolaşmak lazım. 2-3 günlük turlar otelinizden, yemekler dahil 10 Euroya ayarlanabiliyor, çöl insanları sizi alıyor, develerin sırtına atıyor, kumların üzerine serdikleri yataklarda uyutuyor, taze taze pişirdikleri yemeklerle besliyorlar. Deveye binmek çok eğlenceli, özellikle devenin oturup kalkarken ön ayakları ile mi arka ayakları ile mi oturacağı tam bir muamma olduğundan, her sefer bir öne-arkaya sallantı geçiriliyor ve develer koştuklarında da böbrek taşı falan kalmıyor bünyede. Yine de dikkatli olunmalı, bizden önceki ekipten bir çocuk deveden düşünce iki kolunu birden kırmayı başarmıştı. Pıhtı riskine karşı uçağa binemediği gibi, poposunu bile yıkayamayacak haldeydi.. Oldukça trajik bir durum!

Bir sonraki durağımız, mavi kent ya da Jodhpur. Haveli Guest House, bu kentin kesinlikle önereceğim bir oteli, güzel kale manzarası ve Thali'yi deneyebileceğiniz temiz restoranı da cabası. Mavi kentin mavi olmasının bir nedeni var elbet ve siz bunu akşam saatlerinde acı bir tecrübe ile anlıyorsunuz. Kenti sivrisinekler ele geçirmiş halde ve eski çağlarda mavi rengin sivrileri uzak tuttuğuna, ayrıca kutsal renk olduğu için sivrilerden gelecek sıtma gibi ölümcül hastalıkları da kovacağına inanılırmış. Geçen yıllarda her zaman olduğu gibi doğa savaşı kazanmış, sivriler maviye aldırmaz olmuşlar. Yine de evler ve tüm kent masmavi ve özellikleMeherangah kalesinden (majestic fort da deniyor) ve saat kulesinden görüntü muhteşem. ayrıca fala meraklı arkadaşlar da -hala hayattaysa- kalenin içindeki Mr.Sharma'ya bir uğramalı ve avuçiçlerini göstermeliler.

Rajastan'ın son durağı Udaipur. Jagat Niwas Palace ise kalınabilecek en uygun ve güzel otel ve manzarası muhteşem. Jagdish mabedi ile City Palace gezilmeli ve Lake Pichola gölünde mutlaka kayıklarla bir tur atılmalı. Gölün ortasında eski bir sarayın restore edilmiş hali olan Lake Palace Oteli biraz tuzlu fakat 2-3 gün önceden yapılan rezervasyonla akşam yemeği ya da 20$ civarındaki öğle yemeği ile eşi bulunmaz bir deneyim.

Rajastan'ı boydan boya geçmek ve tüm o kızıl-sarı-mavi kentlerin büyüsüne kapılmak, Hindistan'da olduğunuzu hissettiren sıcak ve kokular ile harmanlanmak.. Sanki dün gibi gözlerimin önünde ve yazarken bende yine gitme isteği uyandırdı, umarım sizde de!

Ceren Musaağaoğlu - 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder