10 Mart 2010 Çarşamba

Dubai


Bir haftasonuna sığdırılabilecek bir silikon-kent burası. Dünyanın EN yükseği, EN pahalısı, EN rüküşü, kısacası bir çok EN'i bu kentte. Yapay, özenti, gereksiz, ruhu olmayan, alışveriş cenneti, aqua-park'ı ve akvaryumu ile kalbimi fetheden bir kent bu. Yinede, görülmeye değer.. Özellikle uzun yola giderken, bir nefes almak, ayakları dinlendirmek, kitch müzesi ayarında bir haftasonu deneyimi yaşamak isteyenler için.

Dubai'de kendinizi alışverişin dibine vurabilir, 45 derece sıcağa inat 18 dereceye kadar soğutulan mağazalarda üşütebilir, serinleyemediğiniz ama Burj El Arab'ın güzel mimarisini izleyebileceğiniz denize girebilir, sadece yabancılara açık, gizli otel barlarında (ki bunların en güzeli de Burj manzaralı Bahri Bar'dır) kokteylinizi yudumlayabilir, yerel halkla kaynaşıp her tür uyuşturucu ve içkinin bulunabildiği parti gecelerine akabilir, ya da Jumeriah Beach Hotel'in içindeki akıllara zarar Atlantis Aquapark'ta kazara kopan bikininizin üstünü ya da topyekün kendinizi kaybedebilirsiniz.

Dubai'de kültür, sanat ya da her aklı selim insanın yapacağı gibi kent parkında serin bir akşam üzeri sakin sakin kitabınızı okumak gibi durumlare erişim söz konusu değil. Burda cebi bol para görmüş, zevksizlik abidesi binalara dehşetle karışık bir hayranlık beslenebilir ya da eski süsü verilmiş kentte (tarihi MS 1975lere uzanıyor)güzel bir gece yürüyüşü yapabilirsiniz.

Yemek ve bilimum sosyal aktiviteler bu kentte Burj Uman, Mall of Emirates ve benzeri alışveriş merkezleri ile sınırlı, Araplar batılılarla kaynaşma heveslisi değiller ve erkek turistler için kadınlara bakmak, dokunmak ve konuşmak hapis cezasına varan yaptırımlar içeriyor.

Dubai: Altın kakmalı oteller, altın bilezikler, altın dişler.. İçi helyum dolu renkli bir balon kadar süslü ve anlamsız bir kent-ülke.
Ceren Musaagaoglu - 25 Eylul, 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder