15 Aralık 2009 Salı

Vietnam


Laos’un kıvrımlı kıvrımlı yollarından geçip, Vietnam sinirindan içeri girdigimizde 5 kisiydik: Birlesmis Milletler heyeti misali, Ingilizler Fransizlar Almanlar ve ben. Sonrasi ise… tam 2 gunde sadece 140 kilometre gecebildim! Sinirda mafya misali iki aile var, (buyuk olasilikla Giovanniler ve Luciattolar) birinin minibusu, digerinin otobusu var. Ikisi de uzun ugraslar sonucu 140 dolara sadece 50 kilometrelik yolu gitmeye ikna oldular, ki bu fiyata Laostan Vietnama ucakla gidebiliyorsun. Bu arada kim goturecek kavgasi cikti ve sonunda kimse goturmemeye karar verdi! Bu nasil bir mantik demeyin, Vietnamdaki 2 gunden sonra: Bu ulkede mantik yok. Biz de bu mafya koyunde kalacagimiza - cunku hangi gun gidecegimiz belli degil - yururuz daha iyi deyip, kendimizi yagmur ormanlarinin icine attik!


Bu noktada devamli babamin ‘ne isin var uzak doguda’ sozleri kulaklarimda cinliyor, sirtimda koca canta, yanimda 350ml su ve yol kenarindan kopardigimiz bir ananas. Muhabbet iyi neyseki, gule eglene yuruyoruz. 5 kilometre yuruduk, 7 kilometre yuruduk, bengal kaplani dogal yasam siniri tabelasi karsimiza cikti! Birde bizi geriden geriden takip eden 10-15 vietnamli velet var. Meraktan takip ediyorlar ama gece de yaklasiyor. Bu arada guluyoruz, filmlerde ilk olarak sisman olan kaybolur falan diyoruz. Birden onumuze elleri baltali bambu kesicileri cikti, ’sizi Allah yolladi’ nin ingilizcesine benzer biseyler geveleyip adamlara yuklu miktarda para teklif ederken, nerden geldikleri belli olmayan mafya ailesi belirdi ve bizi belli bir noktaya dek gotureceklerini bildirdiler. Kisacasi, patlak bir lastik, kirilan bir aks, yol ortasina dusmus koca kayalar ve bir yani duz kaya obur yani nehir ucurum olan yol bizi durduramadi. Gece 11de bir mola verildi, soforun bir tanidiginin evinde yer yataklari serildi, ev sahibine yalvar yakar 2 gundur yemek yemedik diye (gercek)yaptirdigimiz haslama pilav yenildi, sabah 7de yola konuldu ve bugun oglende HaNoi’ye varildi. Bu arada biz 5 kisi en yakin dosttan daha yakin olduk, bu gece bu basarimizi kutlamak icin bir veda yemegi veriyoruz, tabii ki haslama pilav ve sebze ile. Tum bu maceraya ragmen, ilk izlenimlerim korkunc olsa da, Vietnama sans verecegim onumuzdeki gunlerde. Yine de bu sinir kapisini kullanmanizi kesinlikle tavsiye etmem.

Hanoi’deki son gunumuzde sanirim haberlerden takip ettiginiz kasirga Vietnam’i vurdu ve Halong Bay’e gitme sansim kalmadi. Bu durumda, saganak yagmur altinda guneye inen otobusle 14 saatten sonra bir baska Unesco kultur mirasi kenti olan HoiAn’a gitmeye karar verdim. Hakikaten inanilmaz guzel bir kent. Fransiz ve Japon etkisinin harmanlanmis hali. Sansima kentte 3 gun surecek olan Vietnam-Japon kultur gunleri vardi, geleneksel Japon davul gosterileri, Vietnam operasi (ki akillara ve kulaklara ziyan bir felaket) ve her iki mutfagin guzide yemeklerini ogrenebildigim yemek kurslari! Artık sushi, chilli soslu yengecler ya da papayali kalamar salatasi pisirebiliyorum (tabii ki malzemeleri bulmak bir dert). Kendin pisir kendin ye ziyafetinden ve bisiklet turlarindan sonra daha da guneye, ufacik balikci koyu MuiNe’ye gectim. Kumsal ve okyanus hayal ettigimden cok farkli ve cin coplugune donmus haldeydi ama kaldigim bungalow ve mutis sevimli motosiklet surucum Monsieur Binh MuiNe’yi cennete cevirdi. M.Binh 35 yasinda 3 cocuk babasi, bir saz ev ve bir motosiklet sahibi. Ilk iki oglandan sonra 10 sene kiz cocuk icin dua etmis ve ucuncu oglan gelmis 5dolar karsiliginda tum gun suren ve muazzam kum tepelerinde kizakla kaymayi, koye ozgu yuvarlak bambu sandallarin yapimini, pirinc sarabi ve egzotik meyveler esliginde ogle yemegini ve gunun geri kalaninda belese kullandigim motosikletini iceren cok guzel bir MuiNe gunu gecirebiliyorsunuz..

MuiNe’den guneyin altin sehri Saygon’a ya da yeni adiyla HoChiMinh city’ye gectim. Kocaman, gurultucu ve renkli neon isiklarla suslu Saygon, Paris’in varoslari gibi. Ucuz, pis ve fakir. Kisacasi backpacker turizmine teslim olmus. Saygonda bir gun kaldim ve sansima bir baska Mr.Binh dustu (ya da bu sosyalist ulkede herkesin adi Mr.Binh), ilki kadar guleryuzlu olmasa da, guney adina carpisan kuvvetlerde asker olan ve sonrasinda yeni dunyada sansini arayan 55 yaslarinda bir adam Mr.Binh. Savasin gercek yuzunu, mayin tarlalarini anlatti uzun uzun. Amerika ile omuz omuza carpisan bu adamin simdiki rejimi oven sozleri hatta Amerika karsitligi etkiledi bizi.. Ama 1mt den alcak karanlik ve sicak tunellerde hemen onumde yururken, anladim ki, hangi tarafta olursa olsun, bu insanlar ‘kaybedilmis kusak’. Devlet guneyli askere guvenmiyor, 30 seneden sonra bile, ne bu adam ne ailesi devlette gorev alabiliyor. Ogretmen, doktor olmalari imkansiz, is verilmiyor. Mr.Binh savastan once tip fakultesinde ogrenciymis… Simdi tur rehberi, ilgisiz sisko turistlere tarihi anlatmaya calisiyor.. Saygon zor sehir, hemen ertesi gune Mekong deltasina giden bir gruba dahil oldum. Deltadaki kucuk yuzen koyler, balik yemekleri, ufak kayiklarda geziler ve 3 gun sonra Kambocya sinirindaydim!

Ceren Musaagaoglu - 10 Temmuz 2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder