15 Aralık 2009 Salı

Laos


Uzun yillardir gormeyi istedigim, haritalar arasinda saatlerimi harcayarak hayalini kurdugum ve seyahat planimda en ust siralarda yer alan ulkelerden birinde: Laos’tayim! Tayland sinirini gectikten sonra, Mekong Nehri uzerinde iki gun suren tekne yolculugu sonrasinda ulastigim Laos’un dunya mirasi listesindeki altin kenti Luang Pragbang ilk duragim. Tayland’in korkunc karmasasi ve cocuk pornosu turizmi, uzerinize uzerinize gelen masajci kizlar tam dort gun geride kaldi. Tayland’in kuzeyinden Chiang Khong’dan Laos’un sinir kasabasi Huay Xai’ye Mekong nehri uzerinden gecer gecmez, aradaki farki anliyorsunuz. Tayland’da beyaz adamin etkisi anlatamayacagim boyutlarda, ve her acidan bu guzel ulkeyi korozyona ugratmis durumda. Her gecen sene gerek Tay kulturu gerekse doga tukeniyor. O guzel guleryuzlu insanlarin yerini bize ayakli cuzdanlar olarak bakan garip bir irk almis. Laos’a bir tas atimi uzaklikta ama cok farkli.

Laos hala beyaz-adamin gazabina ugramamis. Burada hala yere dusurdugunuz 1 dolar icin pesinizden kosup parayi utangac bir sekilde elinize birakan, sabahtan aksama dek Sawadeee (merhaba) diye bagirarak gulumseyen insanlar var. Laos kocaman bir dag ve nehir karisimi, biraz da pirinc pilavi ve hafif sosyalizmin etkisi (azla ve pirinc vodkasiyla yetinen bir halk), hafif fransiz somurge doneminin izleri (sabahlari baget emekli, kahveli muazzam kahvaltilar). Cocuklar cok tatli, cekik cekik gozler, bembeyaz saglikli disler.. Tam olarak hicbiryerdeyim! Uzun lafin kisasi ben Laos’a asik oldum..

Cumartesi gecesi ormanin ortasinda, en yakin kente 150 kilometre (burasinin ulasim araclariyla yaklasik 4 saat) uzakta ve dunyanin 6.uzun nehrinin kiyisinda suyunu ve elektrigini jenaratorle saglayan bir koyde kaldim. Luang Prabang’a nehir uzerinden tekne ile 2 gunde gidiliyor, dolayisiyla bu hicbiryerdeki koyde gece konaklamak gerekiyor. Bugun pazartesi, 1 dolara tum gun kiraladigim bisikletimle sehri turluyorum, cok fazla turist yok ve olanlar da huzura ermis haldeler. Bahce icinde vaha gibi bir konuk evinde kaliyorum, sabah kahvaltimi yapiskan mangolu pilavla yaptim (hayir hayir bizim bamya yemegi gibi asla degil korkmayin.. sadece lapa pilav iste, hafif tatli ve mangolu). Burada kendimi budist tapinaklara, kocaman agac golgelerine ve pazar yerlerine atmis durumdayim. Aralikli yagmur devam ediyor ve bir sonraki duragim yagmur ormanlarinin ortasinda ufacik bir koy..

Laos’un UNESCO listesinde yer alan guzel kenti Luang Prabang’dan ayrildiktan sonra, tum turistlerin izledigi klasik rotayi secip baskente gitmek yerine, daha az ayak basilmis olan nehir kiyisindaki koylerden birine gittim. Elektrigin ve suyun olmadigi, ustelik ne hastasi oldugunu anlayamadigim yasli bir adam ve yaklasik 6 kisiyle paylastigimiz saz kayikla varilan bu koyde 2 gun bambu evlerde kaldim. Bu arada koyde son 2 ay icinde olen 3 kisi icin cenaze ve sarkili turkulu bir veda yemegi verildi. Bu tabii ki ilginc oldugu kadar korkutucu da, ozellikle benim gibi hipokondriyak olmanin sinirlarinda dolasan bir psikopatolog icin! Yerel halk son derece dost canlisi ve sizi sevdikleri zaman pisirip yemeseler de en kiymetli yemeklerini ikram ediyorlar: domuz kani pudingi. Ben bu yemegin Umberto Eco romanlarinda oldugu gibi sadece ortacaga ozgu bir hiristiyan toren yemegi oldugunu sanirdim, degilmis. Bu kibar ve elinde avucunda ne varsa paylasmak isteyen insanlari geri cevirmek gercekten hos karsilanmiyor.


Koyde gecen gunlerden sonra, devamli doguyu takip edip Vietnam’a girmeye karar verdim. Rehber kitaplarda 13-14 saat olarak belirtilen bu toprak ve tek serit yol tam 5 gun surdu, ustelik sabah 6 da kalkip aksama kadar daglar arasinda kivrila kivrila. Arada, tabii ki vasita bulunmayisi nedeniyle uc kucuk koyde kaldim. Vasita dediysem, kamyonet arkasinda, devamli ciseleyen yagmur altinda, ustune gecirilen bir tente ve tahta sandalyemin altina yerlestirilen bir kumes dolusu tavuk ve iki saatte bir oten bir horozla seyahat ediyorum. Ama hem Laos’lularin guler guzleri, hem gercekten genel turist anlayisindan cok uzak olan, dunyanin bu ucuna gelen ‘ekstra tatli’ bagimsiz turistlerin beraberinde getirdikleri lao lao (pirinc sarabi) ve muazzam gezgin hikayeleriyle bu 5 gun gecti. Vietnam sinirina dek bu curcuna icinde seyahat ettik, camurlu yollarda ve freni olmayan bir kamyonetin arkasinda. Ama anlatamam sisler icindeki daglarin guzelligini, taraca taraca pirinc tarlalarini, ve beraberinde durmadan dinledigim Carrera mp3lerini..

Laos geride kaldi ama bu ülkeye tekrar tekrar geleceğimi biliyorum.

Ceren Musaagaoglu - 10 Agustos 2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder